NİKÂH KIYMA MEVZUU:…..

NİKÂH KIYMA MEVZUU:…..

Aslında nikâh,  tecri di nikâh, evlenme, çiftlerin evlendikten sonra boşanma ve nedenleri, tekrar evlenmek istemeleri, bu tür geri evlenmelerde iddet zamanı, iddet sonrası birçok ağır yüklerin çiftler tarafından kaldırıp kaldıramadıkları, mehir, nişan, flört, dinler arası evlilik, çiftlerde kültür ve yaş farklılıkları vs. gibi; bunlar çok derin konulardır. Bunlar üzerinde ciltlerle kitaplar yazılır. Onu da ancak, ilgili bilginler ve din âlimlerinin, fetva vereceklerin ya da fetva yani; kanaat önderlerinin İŞİDİR. Yoksa benim ne haddime. Burada ben sadece bildiğim, araştırdığım, okuduğum ve toplumdaki söylentilere cevap niteliğinde kendimce, yaklaşımımı, düşüncelerimi izah etmiş ve bilgilendirmekle ilgili olacağım söz konusudur. Ancak; şunu da peşinen söyleyim ki;  benim yazacaklarımdan sonra ÜÇ KANAAT ÖNDERİNİN YAZMIŞ OLDUKLARI İKİ CİLT HALİNDE BİR İLMİHAL YAZMIŞLARDIR. Bu İlmihalin, konu ile İLGİLİ BÖLÜMÜN hiçbir yerini değiştirmeden, okuyucularımın bilgisine arz edeceğim ama; bu bölümde anlatılanın birçok yerinden, şahsi görüşüm olarak muzdarip olduğumu da söylemek isterim!..

         Nikâh; Buluğ çağından sonraki süreç içerisinde, bir erkek ve bir hanım efendinin birlikte verdikleri, RIZA KARARI üzerine DÜNYA EVİNE GİRMEK İSTEDİKLERİ BİR KARARDIR.

            Bu karar, ya çiftlerin rızası ile ya da çiftlerin bu rızasının ailelerinin birlikte rıza göstermeleri kararı ile oluşan bir olgudur.

            Diğer taraftan, ailelerin haberi olmadan çiftlerin, GİZLİ (KAÇAK) evlenmeleri SAĞLIKLI değildir. Bu tür birliktelik, akıla gelmeyecek birçok MARAZİLERİ, ARIZALARI VE AHLAKİ OLARAK; SÖYLENMESİ BİLE ABES OLAN, DİN’İMİZİN VE TOLUMUMUZUN HOŞ KARŞILMADIĞI OLAYLAR ZUHUR EDEBİLİR. SOSYAL PATLAMALARA NEDEN OLAN, KATLİAMLARLA KARŞI KARŞIYA GELEBİLİRİZ. BUNUN DA BİLİNMESİN DE FAYDA VAR DİYORUM.

            Bir başka mesele ise nikâh anında mutlaka en az İKİ ŞAHİDİN HAZIR bulunmasıdır. Şahitlik, bizim Din’imiz İslam’da çok çok, önemlidir. Benim okuduğum din’i bir kitapta“Hatta mümkün olsa da nikâh camide tüm cemaatin huzurunda kıyılsa.”Diye bir ibare vardır. Yani burada, ŞAHTLİĞİN ÖNEMİNE VE ÇOKLUĞUNA İŞARET EDİLMEKTEDİR.

Burada bir başka FECAAT var ki; o da NİKÂH ANINDA, Müslüman olmayan, gayri Müslimlerin bulunmasıdır. Yani gayri Müslimlerin, bir Müslüman çiftin nikâhında şahitlik yapması İslam Din’ine göre kesinlikle CAİZ DEĞİLDİR.

            Resulümüz,“Nikâh Benim SÜNNETİMDİR. Nikâha YÜZ ÇEVİREN Benden DEĞİLDİR.” Buyuruyor.

            Nikâh, yukarıda da bir kelime ile bahsettiğimiz gibi üremenin SAĞLIKLI olmasıdır. Burada özellikle şunu söylemek istiyorum. Nikâh olmadan üreme olmaz mı? Olur, ama SAĞLIKLI OLMAZ; SAĞLIKSIZ OLUR. Nikâh SAĞLIKLI ÜREME demektir.

            İlk Nikâh, Hz. Âdem’le başlayan bir kurumdur. İlk Nikâh olarak evlenen ailedir. Ve yine diyoruz ki, Nikâh; en az bir imamın, evlenmek üzere hazır bulunan çiftlerin ve en az iki şahidin hazır bulunduğu İslam Dini’nde ÖNEMLİ OLAN BİR KURUMDUR. Asla GİZLİ OLMAZ. Biz Müslümanlarda NİKÂH, mutlaka ve mutlaka ALANİ olması lazımdır.

            Şayet çiftler, öyle veya böyle Allah muhafaza gizli evlenmişler ise hemen; ALANİYE dönüştürmeleri lazımdır. Yoksa ŞER’İ KONUDA bu nikâh, HARAM VE GÜNAHTIR.

            Evlenmede nikâh yapılırken, MEHRİN mutlaka kayıt altına alınması lazımdır. Bu konunun da GİZLİ NİKÂHTA YERİ YOKTUR. Ve diyoruz ki, bu tür nikâh;  BATILDIR, BATILDIR, BATILDIR!

            Evlenmek isteyen rıza sahipleri, şartlar uygun ise ailenin rızası olmadan evlenebiliyor ve izin gerekmiyor. Ama bu tür evliliklerde YAŞ KÜLTÜR VS. gibi bazı olgular, özürler var ise aile itiraz edebiliyor. Burada kastım çiftlerin; buluğ çağını atlatarak, evlenmeye hazır bir OLGUNLUĞA GELMİŞ OLMASIDIR.

            Doğruyu söylemek gerekirse içinde bulunduğumuz şu günümüzde; eğer çiftler; konuşarak, anlaşarak ve FLÖRT yaparak da evlenseler; EVLİLİĞE HAZIR YA DA HAZIR OLMADAN DA evlenseler; ne hikmetse birçok ailede evlilik CİNNETLE VE YIKIMLA SONUÇLANIYOR. Bu mevzular, çok DERİN KONULARDIR. Biz yine nikâh akdine dönelim.

            NİKÂH Cumhuriyet’ten bu yana köylerde-kentlerde imamlar, belediye başkanlarının görevlendirdikleri evlendirme memurları vs. gibi şahıslar tarafından kıyılmakta idi. Ancak yakın zamanda TBMM’de alınan bir kararla nikâh kıyma görevi MÜFTÜLÜKLERE ya da müftülüklerin görevlendirdiği imamlara ya da memurlara verildi. Buna istinaden bir kısım halkımız bu kararın REDDEDİLMESİ VE GERİ ÇEKİLMESİ İÇİN TBMM bile yürüdü.

            Burada anlaşılmayan ve birbiri ile kavgalı olan bu iki konunun arasındaki ince çizgiye veya NÜANSA dikkatinizi çekmek istiyorum.

            1-) Din’i nikâh (Din adamlarının kıydığı nikâh)

            2-) Belediye memurlarının kıydığı nikâh (Medeni nikâh)

            Diyelim ki, müftü herhangi bir çiftin nikâhını kıydı. O çift, hangi nikah kıyma şekli olursa olsun, Allah muhafaza; birbirlerine uyum sağlayamayıp boşanarak ayrıldılar kabul edelim, olur ya…..

            O erkek, boşadığı hanımefendinin İslam Dini’nin emrettiği MEHİR, HAK VE HUKUKUNUN gereklerini yerine getiriyor mu? Ya da ne derece yerine getiriyor dersiniz? Sanmıyorum.

Benim bu konuda şahsi görüşüm şu. Fazlada vicdansız olmayıp yüzdeyi biraz hafiften alarak; kadının HAKLARINA SAYGI GÖSTERMEYENLERİN YÜZDESİ; % 2O-3O kadardır diyorum. Öyle ise bir müslümanın, sadece ben Müslüman’ım demesi ile iş bitmiyor. Gerek hanımın, gerekse de beyinin; bu çiftlerin karşılıklı olarak birbirlerinin hak ve hukuklarının tecellisine SAYGI GÖSTERİLİYOR MU? Hayır. Ben tahmil etmiyorum. O halde bu anlayışta çok önemlidir.  Hanıma ben seni boşadım HAYDİ GİT DİYEREK; SOKAĞIN VİCDANINA VE KÜLTÜRÜNE TERK EDİLEMEZ!

İşte onun içindir ki DİN’İ NİKÂHA, MEDENİ KANUN SAHİP ÇIKMIŞ OLUP, o nikâh akdini KORUMA ALTINA ALMIŞTIR.

Osmanlı’da nikâhı, kadılar kıyıyordu ve çok önemli idi. Zaten kadıların kıymış oldukları nikâhta aynı zamanda MEDENİ NİKÂH OLARAK, KESİN KABUL EDİLİYORDU.

O halde çağımız; İNTERNET ÇAĞI olduğuna göre telaşlanmaya, heyecanlanmaya, yürümeye, protesto vs. gibi hareketlere ve tavırlara lüzum yok diye düşünüyorum. Zaten nikâh sonuçlarının verileri (bilgileri) devletin nikâhla ilgili makamlarına gönderilir diye ve kurumlarına gönderilmesi lazım diyorum. Alternatif ÇÖZÜMLER ÇOK!

Şimdi belediye memurunun kıydığı nikâhın hitap ettiği ANA METNE bakalım;

                                   KONUŞMA METNİ

Evlenecek çiftler ve sayın şahitler. Bizler, sizleri ismen biliyoruz ama usulen bir kez daha tanıyalım. Hanımefendi adınız, soyadınız? Beyefendi adınız soyadınız? Sayın şahitler; sizlerin de adınız soyadınız? (… İsim… ) Evlenme istemiyle yazılı ve sözlü BELEDİYEMİZE müracaat ettiniz. Müracaatlarınıza ve evlenmek için hazırlamış olduğumuz belgelere göre evlenmeye ENGEL HALLERİNİZİN OLMADIĞI anlaşılmıştır. Bir kerede sayın tanıklar, bizler de burada bulunan misafirler huzurunda bu isteklerinizi sözlü olarak tekrar ediniz. Sayın (…isim…) hiç kimsenin tesiri ve baskısı altında kalmadan ÖZGÜR İRADENLE ve kendi arzunla (…..isim…..) eş olarak kabul ediyormu sunuz? Sayın (….isim….) hiç kimsenin tesiri ve baskısı altında kalmadan ÖZGÜR İRADENLE ve kendi arzunla (…..isim…..) eş olarak kabul ediyormu sunuz? Sayın şahitler! Evlenme beyanlarını duydunuz. Sizler de şahitlik ediyormu sunuz? (…..isim…..) Ben de sizleri MEDENİ KANUNLARIN VE (……yer ismi…..) BELEDİYE BAŞKANIMIZIN bana vermiş olduğu YETKİYE DAYANARAK, SİZLERİ EŞ OLARAK İLAN EDİYOR; BİR ÖMÜR BOYU SAĞLIK, MUTLULUKLAR DİLİYORUM!..

Bu imzalarla birlikte aile birliğiniz kurulmuştur. Evlenmede asıl olan aile birliğini ömür boyu huzur ve mutluluk içerisinde sürdürülebilmektir. İyi günlerinizde olduğu gibi kötü günlerinizde, hastalıkta ve sağlıkta birbirinize daima destek ve yardımcı olmanız DİLEĞİMLE …AİLE CÜZDANINI .(.......isim……) hanımefendiye, (…..isim….) hanımefendiyi de, beyefendiye emanet eder; sizlere tekrardan bir ÖMÜR BOYU SAĞLIK, MUTLULUKLAR DİLERİM.

Şimdi de müftülüğün görevlendirdiği ya da müftünün kıydığı veya kıyacağı nikâh şekline bakalım.

Aslında şekil olarak, aralarında önemli farklar olmamakla birlikte şahsen ben bir önemli nüansı (Konuyu) çok önemli görüyorum. Şöyle ki;

Çok şükürler olsun, bizler İslam Dini’ni kabul etmiş, Müslüman Toplumuz. Allah-u Tela’ya hamdı senalar olsun. Buradan yola çıkarak; Farz ve Sünnet’e kesin kes riayet, biat edmemiz ve Din’i vecibelere uymamız lazım. Hal böyle olunca da nikâh; Peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV) Efendimiz emrettiğine göre, kaldı ki bize böyle öğretildi. Bu nikâh akdine uymamız lazım. O halde müslümanın nikâhında müslümana; Hal İlmihali’nden yani, bilinmesi lazım olan İlmihal konularından, bilgilerinden; çiftlere sorular sorulup cevap istenmeyecek mi? Toplumumuz da bu konuda yaygın olarak konu ile ilgili şu FIKRAYI, anlatmadan geçemeyeceğim. Nikâh komisyonu eksiksiz tamamdır.

İmam, dinen bilinmesi lazım olan bazı ön dini bilgileri çiftlere sorduktan sonra anne olacak gelin adayına dönerek,”Hanımefendi, bana bir şahadet kelimesi getirirmi siniz?”Der. Gelin adayı hemen kalkar evin içine giderek, raflarda kelime’i şahadet kitabı aramaya koyulur ve haliyle gecikir. İmam durumun farkındadır ve gelin adayının annesine,”Bacı, gelin adayı kızımız gitti gelmedi gecikti; gelmeyecek mi acaba?”Diye sorduğunda annesi hemen içeri gider kızına,”Kızım sen ne arıyorsun? Hoca efendi seni bekliyor. Nikah yapacak ya..”Deyince; kız, annesine dönerek,”Anne, Hoca efendi benden Kelime’i Şahadet Kitabını istedi.”Der. Maalesef işler hep böyle olmaya başladı. Affınıza sığınarak bunu yazmak zorunda kaldım. Hakkınızı helal etmenizi istirham ediyorum.

 Malumunuz; toplumumuzda ki gündeme gelen birçok konuların, olayların gidişatı beni çok endişelendiriyor. Sanki bana Milli ve Manevi değerleri öğrenmek istemedikleri imajını vermektedir. Bu durum da CAHALETE VE ATAİSTLİĞE YOL AÇACAĞINDAN KORKUYORUM. Nikâh olacak çiftin nikâhı imam tarafından kıyılması ve evrakların devlet güvencesi altına alınması için de derhal devletin konu ile ilgili makamlarara ulaştırılması lazım diyorum.

Ben elhamdülillah müslümanım. Müslümanın nikâhının kıyılması; İNACIM GEREĞİ, imam ya da müftü tarafından KIYILMASI TARAFTARIYIM. Haa… Ben on sekiz yaşındayım. Özgür ve Hürüm. Nikâhımı kime kıydıracağıma ben karar veririm diyorsa da haklıdır. Karar verme özgürlüğüne sahiptir. O vatandaş, nikâhını isterse İMAMA, isterse belediye MEMURLARINA, isterse MUHTARA, isterse PAPAZA, isterse de HAHAMA VS. kıydırsın kardeşim. Ancak şunu söylemek isterim ki; hiçbir kimse ÖZGÜRÜM VE HÜRÜM diyerek, toplumun değerleri ve sosyal ahlak anlayışı olan MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLERİ yıpratma, yok etme, zaafa uğratma, hiçe sayma, SOSYAL SEKTEYE UĞRATMA gibi herhangi bir LÜKSÜ YOKTUR VE OLMAMALI DA!.. Günahı ile sevabı ile baş başa olmalıdır. 

Sözlerim, düşüncelerim beni bağlar. Kimseye de bir şey söylemiyorum. Kimsenin görevine de müdahale etmiyorum. Bu konunun detayı (fazlası) beni aşar. Bu konuyu Devlet ve Devlet’in konu ile ilgili MAKAMLARI DÜŞÜNSÜN. Ben düşüncelerimi arz ettim, endişelerimi anlatmak lüzumunu dile getirdim.

Ben burada şahsi görüşüm ve ÖZET olarak kısaca şunu demek istiyorum.

Malumunuz; içinde bulunduğumuz şu KESİF zamanda konular tamamıyla ÇIĞIRINDAN ÇIKMIŞTIR. Allah (CC) sonumuzu hayır eyleye.

Bundan sonraki yazılanlar, benimle ilgili olmayıp NİKÂH-EVLİLİK-BOŞANMA-HAK-HUKUK VS. GİBİ KONULARLA İLGİLİ, DİN’İ MEVZULARI DA İÇİNE ALAN VE SİZİN FAYDALANMANIZ; BİLGİ EDİNMENİZ İÇİN ARAŞTIRIP İNCELEDİĞİM;

Prof. Dr. Hayrettin KARAMAN, Prof. Dr. Ali BARDAKOĞLU ve Prof. Dr. H. Yunus APAYDIN hoca efendilerin İKİ CİLT olarak birlikte hazırlamış oldukları İSLAM İLMİHALİ adlı kitabından almış olduğum İLGİLİ BÖLÜMLERİ aynen aktarıyorum.

                                               NİKÂH MEVZUU:

Son dönemlerde modern anlayış ve yaklaşımların da etkisiyle evlenme akdinin şekil şartları, evlilikte mal rejimi, aile reisliği, boşama yetkisi gibi konular tartışılmaya, bu konularda klasik fıkıh doktrinindeki görüşlerin veya çağdaş telakki ve uygulamaların değişmez nihai değer ve hedefler olduğu karşılıklı olarak öne sürülmeye başlanmıştır. Bu tür iddiaların bütün yönleriyle ele alınıp tartışılması ve sonuca bağlanması bu ilmihalin amacını ve hacmini aşar. Bununla birlikte, bu tür konuları soğukkanlı bir şekilde tartışma imkânı bulunduğunu, bunların dinin dogmatik önermeleri olarak değil, temel ilke ve amaçların belli zaman ve zemin şartları içinde gerçekleştirilmesini en güzel bir şekilde sağlamaya yönelik düzenlemeler olduğunu düşünmek mümkün ve belki daha doğrudur. Öte yandan çağdaş toplumların uygulamalarını da tek değer ve ölçü almak insanlığın gelişim ve değişim çizgisini görmezden gelmek, toplusal realiteye takılıp kalmak, bilim ve dinin, akıl ve düşüncenin, bu konularda yapabileceği olumlu katkıyı peşinen inkâr etmek anlamına gelir.

Bundan sonraki başlıklar altında, aile hayatına ilişkin olarak İslam hukukunun klasik doktrininde yer alan hükümler, kural ve öneriler ele alınacak ve bu bağlamda tarihi sürece ve günümüz problemlerine temas edilecektir. Hemen ifade edelim ki, İslam hukukunun klasik doktrininde yer alan bu bilgilerin bir kısmı konuyla ilgili bir ayet ve hadisin yorum ve uygulaması, daha büyük bir diğer kısmı da Müslüman toplumların tarihsel tecrübesi, uzun bir zaman diliminde oluşan ve içinde bulunan şartlarla sıkı bağlantısı olan bilgi birikimi (icdihad) niteliğindedir. Bununla birlikte, aralarında kaynak ve mahiyet farkı bulunsa ve bu farkın göz ardı edilmemesi her zaman büyük bir önem taşısa bile her iki grup bilgi Müslümanlar nezdinde farklı sebeplerle de olsa daima önemini korumuştur.

11. EVLENME

A) Evlenmenin Önemi:

İslam dini Müslümanların evlenip yuva kurmalarına büyük önem verir. Kur’an-ı Kerim’de, “Size onlar sayesinde veya onlarla huzur ve sükûnete ermeniz için kendi cinslerinden eşler yaratması ve aranızda sevgi ve merhamet halketmesi O’nun kudretinin alametlerindendir. Bunda düşünen bir topluluk için işaretler vardır.”(er-Rum 30/21) denmiştir. Bir başka ayet-i kerimede, “Sizden bekâr olan kimseleri, köle ve cariyelerinizden uygun olanları evlendiriniz. Eğer onlar fakir iseler Allah fazlından onları zenginleştirecektir. Allah (imkânları ve rahmeti) geniş ve (her şeyi) bilendir.”(en-Nur 24/32) buyrulmuştur. Hz. Peygamber de muhtelif hadiselerinde Müslümanları evlenmeye teşvik etmiştir. Mesela bir hadis-i şerifinde, “Ey gençler sizden evlenmeye güç yetirenler evlensin.”(Buhari,”Nikâh”, 3; Müslim, “Nikâh”, 1) buyurmuş, bir başka hadisinde keza,”Peygamberlerin dört sünneti vardır.” Demiş ve dördüncü olarak evlenmeyi saymıştır.(Tirmizi, “Nikâh”,1; Müsned, V, 421.) Bu mealde birçok ayet ve hadis zikredilebilir. Bütün bunlar İslam’ın genel yaklaşımının kadınla erkeğin birbirinden uzak durması değil, Allah tarafından konulan sınırlar çerçevesinde bir arada yaşanması olduğunu göstermektedir. Allah tarafından konulan sınırlar derken meşru bir nikâh ilişkisi kastedilmektedir. Bu yönüyle İslam dini mümkün olduğunca kadınlardan uzak durmayı ve bekâr kalmayı öğütleyen ve ruhbanlığı en büyük dindarlık olarak takdim eden Hıristiyanlıktan ayrılmaktadır.

Allah Teâlâ yukarıda meali verilen ayet-i Kerime’de kadın ve erkeğin birbiri için yaratıldığını ve bu tür bir yaratılışın Allah’ın kullarına bir lutfu olduğunu bildirmektedir. Bu kadın ve erkeğin birbirinden uzak olmasının değil sağlıklı ve temiz bir zeminde beraber olmasının FITRATA daha uygun olduğunu göstermektedir. Bu en güzel şekilde evlenme ile mümkün olmaktadır. Öte yandan sağlıklı nesiller elde etmek ancak bu nesillerin bir evlilik içinde meydana gelmesi ve anne-babanın müşterek ilgi ve sorumluluğu altında büyütülmesi ile mümkündür. Böyle bir birliktelik içinde meydana gelmeyen çocuklar gerek sosyal gerek psikolojik gerekse ahlaki bakımdan daha problemli olmaktadır. Ayrıca toplumsal ahlakın korunmasında da kadın-erkek ilişkilerinin bir evlilik zeminine dayanmasının büyük önemi vardır. Evlenmenin mümkün olmadığı çoğu durumda kadın ve erkekler birbirlerinden uzak durmamakta, sadece ilişişlerini gayrı resmi zeminlerde sürdürmekte veya normal olmayan ilişki yollarına sürüklenmektedir.

B) Evlenmenin Mahiyeti ve Yapılışı:

Evlenme, karı-koca arasında birlikte yaşamaya ve karşılıklı yardımlaşmaya imkân veren ve taraflara karşılıklı hak ve ödevler yükleyen bir SÖZLEŞMEDİR. Evlenme akdi diğer akitlerden gerek yapılışı, gerek bu akde gelinceye kadar sürdürülen hazırlıklar, gerekse bu akdin geçerli olabilmesi için maddi ve şekli hukuk açısından riayet edilmesi gereken şartlar bakımından ayrılmaktadır.  

Bu SÖZLEŞME her şeyden önce birbirleriyle evlenmeleri dinen ve hukuken mümkün olan iki kişi arasında ve iki şahit huzurunda yapılır. Şahitlerin mevcudiyeti sözleşmeye açıklık kazandırmak ve evlilik ilişkisini etrafa duyurmak hedefine yöneliktir. Bunun dışında evlilik için herhangi bir şekil şartı aranmamıştır. Bu yönüyle evlilik kilise hukukundaki evlenmelerden ayrılmaktadır. Kilise hukukunda nikâhlar ehliyete ve evlenme engeline yönelik şartlara ilave olarak mutlaka bir dini mekânda yani kilisede ve yine görevli bir din adamı tarafından kıyılması gibi şartlar da içerir. Bütün diğer şartlar geçekleşse bile bu son iki şartın yerine getirilmediği evlilikler geçerli değildir. Dolayısıyla bu tür evliliklerde eşlerin meşru olarak beraber yaşaması mümkün olmadığı gibi, bu birleşmeler sonunda doğmuş çocukların NESEBİ de sahih değildir. Bu anlamda olmak üzere kilise hukukunda evlilik dini bir sözleşmedir.

İslam hukukunda evlilik, Hıristiyanlık’taki manasında dini bir sözleşme sayılmaz. Bir diğer ifadeyle nikâhın mutlaka cami gibi bir dini mekânda yapılması gerekmez. Bu gerekmediği gibi nikâhın mutlaka bir din adamı tarafından kıyılması da gerekmez. Esasen İslam’da –Hıristiyanlıkta olduğu gibi- din adamı sınıfı da yoktur. İslam hukukunun gerek evlenme engellerine, gerek tarafların ehliyetine ve irade beyanlarına, gerekse evliliğin aleniyetine yönelik olarak aradığı şartların gerçekleştirdiği her türlü evlilikler, herhangi bir kişi veya kurumun marifetiyle olmaksızın sadece tarafların karşılıklı iradeleriyle yapılmış olur. Bununla birlikte tarafların hak ve görevlerinin daha kolay takibi gibi çeşitli sebeplerle evliliklerin kontrol altında tutunmasına ihtiyaç duyulması, evlilik akdinin yetkili kişi veya kurum nezaretinde yapılmasını ve kayıt altına alınmasını gerektirmiştir. Bu bakımdan yeterli şartları taşıyan ve tarafların iradelerinin bulunduğu her tülü evlilik kim tarafından yapılırsa yapılsın geçerlidir. Ülkemizde uygulanmakta olan dini nikâhlar, yani dini nikâh veya imam nikâhı adı altında yaygın olarak yapıla gelen uygulama esasen dinin veya İslam hukukunun biri resmi, diğeri dini iki nikâhı şart koşmasından ileri gelmektedir; tam tersine bu tür uygulama tarihi ve Cumhuriyet döneminde oluşan hukuki şartlarla ve izlenen politikalarla yakından ilgilidir. Bir yönüyle de evlenmelerde İslam hukukunun aradığı şartların gerçekleşmesi veya denetlenmesi hedefine yöneliktir. Osmanlı toplumunda da nikâhlar belli bir dönemden sonra devlet kontrolüne alınmaya çalışılmış, bunun için de nikâh kıyma yetkisi kadınlara ya da onların özel olarak izin vereceği kimselere devredilmiş ise de bu konuda tam bir başarı sağlanamamış, mahalle imamları kadı kontrolü olmaksızın nikâh kıymaya devam etmişlerdi.

İslam hukukunun klasik doktrinine göre evlenmenin bir din adamı huzurunda yapılması şart olmadığı gibi resmi bir memur önünde yapılması da dinen gerekli değildir. Ancak evlenmelerin belirli bir disiplin altına alınması, tarafların, varsa veli ve vekillerinin evlenme veya evlendirme ehliyetine sahip olup olmadıklarının bilinmesi, resmi bir memur tarafından yapılan evliliklerin, ispat kolaylığı taşıması, doğacak çocuklarının nesebinin daha kolay biçimde sabit olabilmesi, evlenme engelleri varsa bunların bilinmesi ve ortaya çıkması gibi gayelerle oldukça erken dönemlerden itibaren evlenmelerin devlet kontrolünde yapılmasına özen gösterilmiştir. Mesela Osmanlı Devleti’nin ilk yıllarından itibaren bir kısım nikâh akidelerinin mahkemelerde bizzat kadılar tarafından kıyıldığı bilinmektedir. Kadıların görevleri arasında nikâh kıymak da daima sayıla gelmiştir. Yıldırım Beyazid devrinde mahkemelerde harç alınmaya başlandığında bu harçların miktarı devlet tarafından belirlenmekteydi. Bu harçlar listesinde 12 akçe ile nikâh harcı da vardır. Bu en azından Yıldırım Beyazid döneminden itibaren mahkemelerde nikâh kıyıldığını ve bu nikâhlar karşılığında hâkimlerin belirli bir harç aldıklarını göstermektedir. Mahkemelerde kıyılan nikâhların yoğunluğu devirden devire, şehirden şehre değişiklik arz etmektedir. Bazı şer’iyye sicil defterlerinde çok sayıda nikâh kaydı varken bazı defterlerde bu kayıtlar daha azdır. Gösterilen çabalara rağmen Osmanlı Devleti’nde bütün nikâhlar mahkemelerde kıyılmış değildir. Ancak mahkeme dışındaki nikâhlar da öyle zannedildiği gibi rastgele kıyılmamış, bunun için önce mahkemeden bir izin ve bir izin kâğıdı (izinname) almak gerekmiştir. Büyük camilerin imamları sadece mahkemeden alınan izin üzerine evlenmek isteyen kimseleri evlendirmişlerdir.

Netice olarak devletin evlenecek kimseleri evlenme ehliyeti ve engelleri bakımından kontrol altında tutması ve geçerli bir evliliği sağlayacak aleniyeti temin edip evliliğin dini-hukuki geçerlilik şartlarını bilen bir görevliye nikâhları kıydırması İslam’ın ruhuna daha uygun bulunmakta ve nikâh akdiyle eşlere sağlanan hukuki garantileri daha temin edici olmaktadır.


Hamza Eser    tel:05352141515

  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1034