eserhamza4 @ gmail.com

Eğitim; Ad

            Eğitim çok derin, çok değişik ve çok alanlıdır. Eğitim, tam manasıyla burada anlatılacak basit bir kelime oyunundan ibaret değildir. Çok derin ve derin olduğu kadar da detaylı bir konudur. Bakınız, eğitimsizlik;

            “ Medeniyet tarlasından marş, marşınan mı geçtin?” Yani hiç eğitim görmemiş olarak koşar adım ile mi geçtin? Anlamında;  diye toplumda bir söz vardır.

            İnsanın, insanlığın, toplumun en büyük düşmanı CEHALETTİR. Diye öteden beri günümüze kadar gelen atalarımızın sözünü unutmayalım. Bu sözün anlamı ise bilinç ve kültürle bertaraf (yok) edilir. Unutmayalım ki, çok KÜLTÜRLÜ OLMAKLA; bu ise çok KİTAP OKUMAKLA olur. Mutlaka OKUYALIM!

            Neyse; biz asıl konumuza dönelim ama size başımdan geçen yaşadığım bir hatırayı sizinle paylaşmak istiyorum. Şöyle ki; Ceyhan’dan merhum Hacı Tatar adında bir amcayla tanıştık. Hacı amca bir gün, Düziçi İlçesi Yeniceharuniye Mahallesi’nde ikamet eden ve asker arkadaşı olan merhum Muharrem Vural adındaki arkadaşının yanına geldi ve yapmakta olduğumuz sohbet içerisinde bana,” Hocam Ceyhan’daki falan mahallede olan evimi sattım. Gittim başka bir mahalleden yeni bir ev aldım.” Dedi. Tabi ben şoke oldum ve hemen sordum. Amca neye sıkıldın da evini sattın, yazık değil mi? Deyince, “ Hocam; baktım ki önceki mahallede çocuklarım terbiyesiz olacak. Küfür; müstehcen ve argo kelimelerle büyüyecek; terbiyesiz ve topluma zararlı olacak bir şekilde büyüyecek ve dolayısıyla sonuçta, ahlaksız ve kötülüklere, cehalete esir olan bir birey olarak toplumun içerisinde yer alacak. Çete, mafya, hırsız vs. gibi. Bu çocuğumdan topluma ne fayda gelir? Toplum bu çocuğumdan nasıl faydalanır; söyler misin? Ama şimdi evimin bulunduğu mahalle sakinlerinin % 90’ı çok kültürlü. Hep savcı, hâkim, mühendis, öğretmen, avukat vs. topluluğu. Çocukları da bir o kadar nazik ve terbiyeli. Ben de istedim ki, benim de çocuğum bu şekilde yetişmiş olsun; topluma faydalı olsun istedim.” Diyor.

 Bu amcaların ikisi de merhum. Allah (CC) Rahmet eyleye.) EMİN!

Burada hemen söylemek gerekirse; itiraf edeyim ki, malumunuz; maalesef, bu amcalar tahminim okur – yazar bile değildir. Kaldı ki, okur – yazar olsalar bile; ilkokul’dan öteye gitmemiştir. Hatta ve hatta okur – yazarlığı ya dağlarda taşların üzerine yazarak öğrenmişler ya da askerde Ali Okulu’nda öğrenmişlerdir. Kim bilir? Çünkü onların o döneminde memlekette okul bile yoktu. Yani ben şunu düşünüyorum ve diyorum ki; bu kültürdeki amcaların GÖRÜŞ AÇISI çok mükemmel. Bu amcalar bu kültürde, ilerisini görüyor, altın değerinde bir gençliğin yetişmesini özlüyor ve arzuluyor da; yüksek eğitim görmüş, uzmanlaşmış bu kadar bürokrasi ve ilgili bürokrasi; gençlerin keşmekeş, lakayt, sorumsuz, küfürbaz, pejmürde, sigara, içki, fuhuş ve uyuşturucu batağına, illetine düşmüş şu gençleri acaba görmüyorlar mı dersiniz? Daha önce de yaptığım gibi burada yine hem ailelere, (ana ve baba gibi ebeveynlere)  hem bürokrasiye hem de eğitim de bu ve bu gibi hastalıklara, olumsuzluklara karşı; etkili ve yetkili ilgililere çağrıda bulunarak diyorum ki; ACİLEN ilaç, ilaç, ilaç; ÇÖZÜM, ÇÖZÜM, ÇÖZÜM! Diyorum. Yoksa:

Eğitelim derken; EĞİTİLME DURUMUNA düşeriz ki o da maalesef bizim için çok acı ve çok VAHİM BİR DURUM demektir! Eğer; böyle bir tezat meydana gelir de, kime yarar sağlar diyecek olursanız? Hainlere yarar sağlar! Bu ise: Yani bizim üzerimiz de hain emelleri olan, tüm KÜRESEL GÜÇLERİN; tüm hain terör örgütlerin, AJANLARIN, MİSYONERLERİN, MASONLARIN ve bu ŞER GÜÇLERİN tuzağına ESİR olan içimizdeki HAİNLERİN BAYRAMI DEMEKTİR! İşte demek istediğim ASIL VAHİM OLAY, BUDUR!

Tekrar, tekrar altını önemle çizerek diyorum ki; EĞİTİMLE İLGİLİ OLAN 657, 222 VS. gibi tüm kanunların etkili olarak geliştirilmesi ve ayrıca Müfredat Programı ile YÖNETMELİĞİN yeniden etkin ve yetkin olarak acilen düzenlenmesi lazım diye düşünüyorum. Bunu neden söylüyorum? Bunu; şunun için söylüyorum! Şu andaki okullarımızın önünden geçmeye korkuyor ve o öğrencilerin şımarık hareketlerine bakarak utanıyorum! Öğrencilerimizin erkek ve kız arkadaşlarına birbiri arasında söylemiş olduğu müstehcen ve argo kelimeler, sözcükler zirvede. Yani hat safhadadır. Hatta erkekler, erkeklerin ve kız arkadaşlarının yüzüne; kızlar kendi arasında ve erkek arkadaşlarına şaka da olsa, ciddi de olsa; hayal edemeyeceğimiz hakaret ve küfürler; okulun yakın çevresinde sigara ve şaka olarak yalancıktan, “özenti” de olsa, sarhoşluk sahtekârlığı hat safhada! Eğer, sözüme inanmayıp aksini iddia edenler varsa; öğrencilerin servislere binecekleri ve inecekleri bir zamanda aralarından lütfen geçsin ya da birazcık seyretsin! Ben veya bu manzarayı gören insanlarımız bu gidişattan çok rahatsızdır. Vatandaş bana soruyorlar ve” Hocam bu gençlik nereye gidiyor? Biz toplum olarak nereye gidiyoruz? Biz nereye eviriliyoruz? Yoksa bizi birileri bir yerlere mi sürüklüyor? Bizi aydınlatsanıza? Ve; bizim geleceğimiz bu gençliğe emanet edilecekse; vay bizim halimize?” Diyorlar. Bir eğitimci olarak ben cevap veremiyorum. Ama buradan yetkililere diyorum ki; gerçekten vatandaş doğrumu söylüyor? Eğer; vatandaş durumu test etmiş de soruyorsa, ben de YETKİLİLERE soruyorum! Gerçekten bu gençlik nereye eviriliyor, nereye gidiyor? Diyorum!

Bu durumdaki rahatsızlığımı, büyük bir kaygı ve endişe ederek; öğretmen arkadaşlara soruyor ve sohbet ettiğimizde, bana öz ve kısaca diyorlar ki; “ Bizim yapacağımız bir şey yok. Elimiz, kolumuz bağlı. Mesele bizi de aştı. Biz suçlu duruma düşemeyiz. Şu andaki kanunlar ve yönetmelikler ne ise odur.” Diyorlar.

Yetkililere tekrar ve özellikle soruyorum. Gerçekten gençliğimiz, Devletimiz ve geleceğimiz tehlikede. Ne yapmamız lazım? Çözüm nedir? Diye soruyorum.

Yukarıdaki anlattığımız tüm bilgilerden sonra; başta anlattığımız iki amcanın hatırasının anlamını ihtiva eden şu birinci maddeyi aşağıda değerlendirelim. Bu maddenin özü nedir? Eğitim okulun işi. Gerçekten de eğitim okulun işidir. Maddeleri; madde, madde aşağıya alalım ve DEĞERLENDİRELİM:   

            1-) Belli bir bilim dalında, belli bir konuda bilgi ve beceri kazandırma, yetiştirme ve geliştirme işi.” Eğitim okulun işidir.”

            2-) Yeni kuşakların toplum yaşamında yerlerini almaları için gerekli bilgi, beceri ve anlayışları edinmelerine ( Kazanmalarında) kişiliklerini geliştirmelerine yardım etme. ( TERBİYE)

            3-) “ Çocukların ve gençlerin toplum yaşayışında yerlerini almaları için gerekli bilgi, beceri ve anlayışları elde etmelerine, kişiliklerini geliştirmelerine okul içinde veya dışında, doğrudan veya dolaylı yardım etme.”

            Davranışçı Psikolojiye Göre;

            Eğitim kişide öğrenme yaşantıları yoluyla istenilen davranış değişiklikleri oluşturma SÜRECİDİR.

            Yapılandırmacı Yaklaşıma Göre ise EĞİTİM;

            Yaşantılar yoluyla, deneyimleyerek, gözlemleyerek, deneme – yanılma yoluyla, kendi bilişsel şemalarını yapılandırma SÜRECİDİR. Kısaca “DİSARTASYON”

MESELESİDİR.

            Eğitime Giriş:

            Genel manada eğitim, bir insanın; duygusal, bedensel, zihinsel olarak sahip olduğu yeteneklerini belirlenen amaç doğrultusunda geliştirmesidir.

            İsteyerek ve kasıtlı olarak değişimler geçirmek, eğitimin bir parçası olarak TANIMLANMAKTADIR.

            Bir de, eğitim alanları, ( çeşitli ) değişik, değişik olan alanlarına bakalım:

            Eğitim Alanı                   İşbaşında Eğitim             Beden Eğitimi      

           Yaygın Eğitim                 Karma Eğitim                 Beslenme Eğitimi

            Eğitim Bilimi                  Lisansüstü                        Eğitim Moral Eğitimi

            Eğitim Dönemi               Meslek İçi Eğitim            Yeterlilik Eğitimi

            Eğitim Enstitüsü             Milli Eğitim                     Yetişkin Eğitimi

            Eğitim Fakültesi             Moral Eğitim Merkezi    Uzaktan Eğitim

            Eğitim Kurumu              Örgün Eğitim                   Temel Eğitim

            Eğitim Programı            Sargın Eğitim                   Hizmet İçi Eğitim

            Formel Eğitim                Taşımalı Eğitim               Enformel Eğitim    VS. gibi.

            Görsel –İşitsel Eğitim    Teknik Eğitim

            Yukarıda da görüldüğü gibi EĞİTİM; ANLAM VE ALAN BAKIMINDAN ÇOK ÇEŞİTLİDİR. Ancak bizi yukarıdaki birinci maddenin özü, gerçekten Eğitim okulun işi ise ki, eğitim gerçekten okulun işi; okulun işi de, EĞİTİMDİR.Yani okul eğitimle uğraşır. Öğrenciler okulda bilimsel eğitim görür. Bu ise; bilimsel eğitim, bilimsel bilgi, kültür ve bilimsel davranış değişikliği üçgeninin de ahlak, saygı, sevgi, edep (adap), karakter, şahsiyet ve onur, liyakat, kimlik, rüşt gibi meziyetleri de kazanarak; herhangi bir dalda (brançta) tam bir olgu seviyesine geldiği zaman toplum içerisinde; vatanına, milletine, devletine ve ailesine faydalı bir fert olarak; hizmet etmek için çeşitli mesleklere atanırlar. Okulun beyin takımı, okul personeli, İrfan Ordusu’nun elamanları olan; eli öpülecek, saygıdeğer öğretmenlerimizdir. Diğer değerler ise; öğrenciler ve ailelerdir. Okulda başarılı bir eğitim; kanunlar ve yönetmelikler öncülüğünde; öğretmen, veli iş birliği ile yürütülür ve gerçekleştirilir. Öğrencilerin asıl eğitiminde aile, okul ve çevre kültürü, çevrede de sokak kültürü çok önemli ve etkendir. O halde tüm yetkililere Allah (CC) Rızası için soruyorum. Bu öğrencilerin; liyakatsiz, şımarık, çirkin, nahoş; istenmeyen; hoş olmayan bir yere doğru, evirilmesinde, gitmesinde sorumlu kim?

Okul idaresi ve öğretmenler mi? Veliler mi? Milli Eğitim yetkilileri mi? Milli Eğitim Bakanı mı? Devlet mi? Yoksa Milli Eğitim kanununu ve yönetmeliğini hazırlayan, uzmanların, bürokrasinin mi? Öğretmenlerin; elinin, kolunun bağlanmasında; ailelerin kendi çocuğuna söz geçirememesi ile birlikte öğrencilerin; sokak kültürü diye tabir edilen ve öğrenciler ile tüm çocuklar ve gençler tarafından büyük bir istekle, zevkle, çok rahatlıkla ve şevkle kullanılan argo, müstehcen ve edep dışı kullanılan küfürlerin, sözlü taciz ve tecavüzlerin Allah (CC) Aşkına sorumlusu,  öğrencilerin uyuşturucu kullandıklarının sorumlusu kim? Kim? Kim? Kim?

Kısaca şunu demek isterim ki; akıl ve edep sahibi herhangi bir insanımızın okul önlerinden cesaretle geçmesi mümkün değil. Unutmayalım ki;

Tarihten silinen ya da silinmek istenen devletlerin gençliğinin önce ahlakı, benliği, karakteri, adabı, onuru, kişiliği silinip yok edilmesi yanında; hem kendisi hem de devleti silinmiştir. Osmanlı, Endülüs devletleri bunun en bariz örnekleridir.

Hatırlayalım. Neyi hatırlayalım? İşte size yaşanmış, EĞİTİMLE İLGİLİ TARİHİ BİR FIKRA.

Fatih Sultan Mehmet Han çocukken çok yaramaz bir öğrenciydi. Ders esnasında yaptığı şımarıklıklarla Hocası Akşemseddin’i çileden çıkarırdı. Hocası kendisine kızdığı zaman hemen “ Ben Padişahın oğluyum bana bir şey yapamazsın.” Deyip tehdit ediyordu. Padişaha şikâyet etmeyi edepsizlik sayan Akşemseddin, durumu 2. Murat’a anlatamıyordu. Ancak gün geldi artık küçük Mehmet’in yaptığı yaramazlıklar çekilmez hale geldi. Bunun üzerine destur dileyip 2. Murat’ın huzuruna çıktı. “Padişahım size bir hususu arz edeceğim ancak hayâ ediyorum.” Deyince 2. Murat “Buyur, çekinmeden anlatabilirsin” dedi. Bu söz Akşemseddin’i rahatlattı ve başladı anlatmaya. Padişahım oğlunuz, ciğerpareniz Mehmet çok yaramaz, onun yaramazlıkları yüzünden dersi işleyemiyorum, kendisine kızdığım zamanda hemen sizinle beni tehdit ediyor deyince 2. Murat Akşemseddin’in yanına gelerek kulağına bir şeyler fısıldar. 2. Murat’ın kulağına söylediği sözleri duyan Akşemseddin, şaşırdı. Bu ne plandı? Mümkün değildi bu planı uygulamak. Akşemseddin plan konusundaki rahatsızlığını Padişaha ilettiyse de Padişah onu dinlemedi ve bu iş olacak dedi. Ertesi gün yine derste Mehmet yaramazlık yapıyordu. Akşemseddin’in uyarısına aynı tehdit cevabını verdiği Padişah ansızın kapıyı açıp içeri girdi. Bu olay karşısında Akşemseddin hiddetlenerek Padişaha bağırdı ve bir tokat atarak, bu şekilde sınıfa giremeyeceğini izin istemesi gerektiğini söyleyerek, derhal dışarı çıkmasını istedi. Padişah mahçup bir şekilde boynunu bükerek özür diledi ve dışarı çıktı. Olaylar karşısında Fatih Sultan Mehmet’in nutku tutulmuş ne yapacağını şaşırmıştı. Güvendiği babası tokat yemişti. Fatih Sultan Mehmet allak bullak olmuştu. Az sonra kapı vuruldu ve Padişah mahçup bir şekilde içeri özür dileyerek girdi. Plan muhteşem bir şekilde işlemişti. O günden sonra Fatih Sultan Mehmet asla yaramazlık yapmadı. Çünkü güvendiği dağlara kar yağmıştı.

Eğitimin ne olduğunu 2.Murat kadar olmasa da; en azından kendi çocucuğunu yanlış yollara sürüklemeyecek kadar idrak etmiş anne ve babalara ihtiyaç var. Unutmayalım, çocuklar şımarık doğmazlar; diplomalı, maaşlı veya eğitimi düşük ya da eğitimsiz ebeveynler tarafından şımartılır.

Ben ise özellikle şunu söylemek istiyorum. Ey analar – babalar; şu anda her dediğini karşıladığınız, yerine getirdiğiniz; her şeyi aldığınız ve el bebek, gül bebek olarak okulla birlikte HAYATA HAZIRLADIĞINIZ; HAZIRLIYOR SANDIĞINIZ O YAVRULARINIZA aslında, iyilik etmiş olmuyor, aksine; KÖTÜLÜK ediyor, geleceğini karartıyorsunuz. Ama şunu İYİ biliniz ki; meselenin farkında bile değilsiniz. Bakınız herkes tarafından pek önemsenmez ama çocuğun eğitiminde aile ve okuldan sonra etken olan bir unsur da hiç şüphesiz sokak, çevre ve arkadaş ortamıdır. Eğitimini iyi almış, olgunlaşmış sokak, çevre ve arkadaş unsurunda yetişmiş bireylerin, her hareketi, her kariyeri, bilgi, beceri ve ahlakı bir milletin yükselmesi için yeter de artar da.

Bir de bunun tersini düşündüğümüz zaman sonumuz vahim demektir. Şu gün itibariyle erkek ve kızlarımızda evlenme çağı 25 – 26’dır. Bu yaş sınırı daha da makul olarak düşündüğümüz de 28 yaşını geçmemelidir. Bu ne demek oluyor? Yani kızımız ve oğlumuz evliliğe hazır demektir, kendini hazır hissetmekte demektir. O zaman bireyler, sadece evlilikte değil, bütün verdiği kararlara daha akılcı yaklaşır, daha da haklı olarak; daha isabetli karar verdiği görülmektedir. Bugün televizyon programlarında gördüğümüz rezaletler; katlardan atmalar, ormanda tecavüzler ve toprağa gömmeler; sokakta ki saldırılar ve bir genççecik bedenlerin insanların gözü önünde diri, diri doğranarak; canice katledilmeleri ya ailelerin eğitimsizliği ya toplumun, çevrenin kültürsüz ve eğitimsizliği ya eğitim sisteminin bozukluğu ya da kızların ve erkeklerin evlenmeleri şart olan gerekli, YAŞ VE OLGUNLUĞA; daha doğrusu, evlenmeye HAZIR OLMAYIŞINDANDIR. Başta devlet ve aile birlikteliği ile bu gidişe mutlaka bir çözüm bulunması şartı doğdu artık. ACİLEN. Çocuklarımızı sınırsız ve sorumsuz bir çevreye, sokağa bırakıp seyredemeyiz. Çünkü onlar, bizim ve Devletimizin gelecekteki garantisidir. Mutlaka öyle veya böyle kontrol altında tatlı –  sert olarak almamız, tutmamız ŞART.

“ Kızını dövmeyen ana, dizini döver.” Diye bir atasözü vardır. Ancak şurası bir gerçek ki; kesinlikle dövme, baskı çare ve çözüm değildir. Çare; tatlı – sert eğitim, eğitim, eğitim. Tatlı – sert nasıl olmalıdır? Milli Eğitim Bakanı, Milli eğitim şurası ya da uzmanları; Milli Eğitim kanun, müfredat ve yönetmeliğini önce hazırlayacak işleme koyacak. Okullar da kovuşturma, soruşturma ve disiplin kanun ve yönetmeliğini çok canlı ve caydırıcı nitelikte hazırlaması lazımdır. Yani devlet bu kargaşaya ve tarifi yapılamayan karmaşık gidişe bir yerde dur demek için etkin önlem almalıdır. Yoksa sonumuz vahim….

Akşemseddin Hoca ile 2. Murat’ın aralarında geçen bu tarihi ve güzide FIKRA aslında da size verilen tarihi bir akıl ve bir işaret; bir uyarıdır BİLESİNİZ!

“Çocuğum ders çalışıyor. Onun için bilgisayar aldım.” Diyorsanız, birazcık siz de fedakârlık yapın. Televizyonu kapatarak sizin oturduğunuz odada, hemen yanınızda derse çalışmasını sağlayın. Eğer; ola ki, hasbel kader, başka odada çalışmasına izin verdiniz de o çocuk fırsatı ganimet sayarak yanlış sitelere girerse benden söylemesi YANDINIZ demektir.

Çocuklarınıza en güzel bir alışkanlık KAZANDIRMAK istiyorsanız ki; buna mecburuz. Altın bir çocuk ve gençlik çağı düşünüyorsak ki; düşünmek mecburiyetindeyiz. Ailede çocuğun önü sıra kitaba çok ilgi duyacağız ve okuyacağız ki; çocuğunuz da kitaba ilgi duysun, kitabı sevsin ve böylece, bu tür ailelerden meydana gelen bir toplum; kitap okuyan ve kültürlü bir toplum olsun. Unutmayalım ki, ailede çocuğa yapacağımız en başta gelen görevlerden bir tanesi hiç şüphesiz; kitabı sevdirmek ve kitap okuma ALIŞKANLIĞINI KAZANDIRMAKTIR. Bu üzerimizde bir VEBALDİR. Yine unutmayalım ki, ailede; “Çocuk kalkar, büyüğe bakar.” Diye bir atasözü vardır. Çocuk aynen bir teyyipdir, gördüğünü alır. Onun için ailede yanlış bir hareket yapılmaması lazımdır. Eğer sigara içme vs. gibi kötü alışkanlığınız varsa; çocuğa bu kötü alışkanlıktır, yapma diye bir telkinde bulunamazsınız. Önce o kötü alışkanlığı ve ailede tabiri caizse hır – goru sizin yapmamanız, bırakmanız lazımdır. Müstehcen ve argo söylemlerden şaka ya da kavgalardan kaçınmamız lazım. Çocukların yanında bu tür hareketler sizin cahilliğiniz ve çocuğa düşmanlık hareketidir, BİLESİNİZ.

Esnafsanız; iş yerinize çocuğu sık, sık götürmeyiniz. Çünkü çocuğun gideceği yer; uğraşacağı yer, okulu, kütüphane ve kitaplarıdır. Babasının, esnaflıktaki müşteriden, sattığı mal karşılığı aldığı para çocuğa cazip gelerek, bu paraya sevdalanıp derse çalışmayıp hatta okula bile gitmeyip okuldan kaçabilir. Benden söylemesi. Her halde, İmparator Napolyan’ın bile PARA, PARA, PARA dediği fıkrasını biliyorsunuzdur? Para tatlıdır. Çocuk bu tatlıya sevda tutkunu, olabilir.

Size, öğrencimin biri ile başımdan geçen ve babası KAHVECİ OLAN, bir hatıramı müsaadenizle anlatmak istiyorum. İsim vermeyeceğim.

Bir gün sınıfta öğrencilerin sigara, delici ve kesici aletler vs. için üzerlerini yoklamak istedim. Sınıfa girerek ellerinizi başınızın üzerine koyunuz ve hiç hareket etmeyiniz diyerek üç – beş çocuk görevlendirerek üzerlerini aramalarını söyledim. Bir öğrencide bir paket MALBORA SİGARASI ÇIKTI. O sigarayı düşünün, o zaman ancak zenginler içebiliyor. Öğrenciyi aldım idareye getirdim ve sordum. Oğlum bu sigara neyin nesi, sen öğrencisin? O zavallı babanın paralarını, vicdanın nasıl elveriyor da böyle bir zararlı maddeye veriyorsun? Dedim. Çocuk bana, “ Bu sigarayı babamın parası ile almadım ki. Benim paramla, kazandığım paramla aldım.”Dedi. Evladım, sen okuyorsun nerede çalıştın da para kazandın, demeye kalmadı çocuk bana,” Öğretmenim babamın kahvesi var. Hafta sonu kahvemizde çalışıyorum. Kahvede benim sattığım çayların paralarını ben alıyorum. Bu sigarayı da o benim paramla alıyorum.” Deyince, ancak çık diyebildim ve dona kaldım. Düşündüm ki; baba oğlanı okutmuşta; meslek sahibi yapmış bile. Şu anda kahvede çocuk çalışıyor, ben ise gördükçe içim kan ağlıyor. Yani gördükçe cayır, cayır yanıyorum ama çocuğun ve babasının dumanı tütüyor. Fakat benim dumanım ne yazık ki, TÜTMÜYOR. İbni Haldun öyle diyor. “ Cayır, cayır yan ama dumanın asla tütmesin.” Dediği gibi.

Eğer evinizde bisiklet, motosiklet, taksi, midibüs, traktör vs. gibi vasıta varsa onlarla fazla ilgilenmesine, sürmeye çalışmasına ya da onları çok sevmesine, onlarla çok ilgilenmesine asla izin vermeyiniz. Müsaade etmeyiniz. Çünkü evde bulunan bu ve bu tür araçlar; çocukların cazibesini celbede biliyor. Bir ustalıkla onlara karşı olan ilgisini sonlandırınız ya da azaltınız. Okuyan çocuklarınıza karşı tatlı – sert olunuz. Çocukları her zaman tehdit, azarlama ve tokatlamadan kaçınınız. Sadece hatasını gördüğünüz zaman uyarınız. Çocuğun üzerine durmadan giderseniz ya başka olaylar zuhur eder ya da çocuk o huyu kendisine meslek edinir. Dayağa alışır. Adeta kaşarlanır, iş çığırından çıkar.

Haftada bir veya iki defa çocuğa görünmeden, uzaktan takip ederek; arkadaş ortamına da mutlaka hâkim olunuz.

Devlet ve Milli Eğitim yetkililerine de buradan çağrı yapıyor ve özellikle diyorum ki; Milli Eğitim kanun ve yönetmelikleri durmadan değişiyor ama gittikçe kötüye gidiyor. Unutmayalım ki, gerekli bilgi, beceri, yetenek ve sağlıklı karar verme, öz güvenden yoksun, liyakatsiz bir memur ya da işçiyi, elamana bir sorumluluk verilir de eli – ayağı titrer de; hele bir şey yapamaz ise vay halimize. Ne acıdır ki, bu durumun örneğini bizzat gözümle görmüşümdür. SON SÖZÜM:

Devlet olalım, Öğretmen, müdür vs. olalım. Ana – Baba olalım; kim olursak olalım eğer; ;öğrencilerimizi, çocuklarımızı ve gençlerimizi EĞİTEMESSEK; Daha yazımın başında da söylediğim gibi ne yazık ki; BİZİ ONLAR EĞİTİRLER! UNUTMAYALIM! Şu meseleyi de unutmamamız ve hazır olmamız lazımdır.

Bazı insanları ne kadar da eğitsen veya eğittim desen de; yinede toplumda çok ender rastlanan ne yazık ki; bir cehalet hastalığı çıkabilir, ya da çıkabiliyor. Buna da yapacak bir şey olmadığı gibi özel çalışma ve bilimsel projeler çalışmaları sayesinde; doğrultusunda yeniden topluma kazandırılabilir. Kariyeri ve diploması ne seviyede olursa olsun. BAKINIZ, bir üstat bu konuda ne diyor?

“Mey biter saki kalır, her renk solar Haki kalır. Diploma insanın cehlini alsa da; varsa mayasında eşeklik, BAKİ KALIR.”Diyor. FUZULİ. Bu söze istinaden bir insan ne kadar eğitilse; yine de bir cehalet o an ya da belli bir zaman sonra meydana çıkmaz mı? Çıkar. İşte o kişiyi ne kadar eğitirsen eğit; eğer geninde cehalet varsa; o kişi ne kadar diploma alırsa alsın ya da ne kadar diploması olursa olsun; onda o cehalet, af buyurun, o eşeklik devam eder. DİPLOMA ÇERE DEĞİLDİR. Yapacak bir şeyde yoktur. Yani kısaca o, eğitim dışıdır. Hiç kimseyi Allah-u Ta ala onlardan eylemesin. Emin!..

Unutmayınız ki; Milletimizin ve Devletimizin GELECEĞİ çocuklarımıza, GENÇLERİMİZE VE İRFAN ORDUMUZA BAĞLIDIR. O halde bu gidişattan birimiz değil, hepimiz SORUMLU olmamız lazımdır ve SORUMLUYUZ DA!

Bu yazımı okuyanlar LÜTFEN, bu yazıyı BAŞKA SİTELERE TAŞISIN  Kİ; SEVAP KAZANSIN.

Başka bir önemli konuda buluşmak üzere kalın SAĞLICAKLA!

 

Hamza Eser-Araştımacı Yazar

0535 214 15 15