oguzhan.bahar92 @ gmail.com

Ergenlik dönemi, gençlere hepimizin bildiği bir takım farklılıklar
yaşatır. Bu yazımda bu farklılıkların ana nedenlerine, köklerine
ineceğiz.

Bir çok aile ergenlik döneminde olan çocuklarıyla sorunlar
yaşadıklarını söylüyor. Peki “ergenlik” gerçekten sorunlu bir dönem
midir?

ERGENDE DÖRT DEĞİŞİM
Daniel J. Siegel, 1957 doğumlu Psikiyatri Profesörü, “Ergen Beyin
Rehberi” adlı kitabında bir araştırmayı anlatıyor.
Bu araştırmaya göre ergenlik döneminde insanlarda dört temel
değişim gerçekleşiyor.

1. Ergenliğe giren bireyin beyninin duyguları yöneten kısmı
(hipotalamus) daha aktif hale geliyor. Ergenler daha çok
duygusal tepkiler vermeye başlıyorlar.
2. Beynin farklı bölgeleri arasındaki bağlantı güçleniyor.
Dolayısıyla farklı fikirleri bir araya getirebilen ergenler bu
dönemde daha yaratıcı oluyor.
3. Beyin daha çok dopamin salgılamaya başlıyor. Dopamin ödül
hormonu olarak bilinir. Bundan dolayı da ergenler sürekli yeni
şeyler arayışında oluyor ve daha riskli daha saldırgan
davranabiliyor.
4. Son olarak; yaşıtlarıyla ilişki kurma ihtiyacı artıyor.

Bu değişiklikler olumlu mu olumsuz mu diye değerlendirmeden
önce bu değişikliklerin neden gerekli olduğuna bakalım.

EVLİLİK
Türkiye istatistiklerine göre; evlenme yaşı ortalama kadınlarda 24,
erkeklerde 27’dir.

Ama insanlık tarihine geniş perspektiften bakınca ortalama evlenme
yaşı 14-18 arasındaydı.

Yani eski çağlarda (150 - 200 bin yıl önce) gençler, yaklaşık olarak
bu yaşlarda ailelerinden ayrılıyor, bağımsızlaşıyor, başka bir eşe
bağlanıyor ve kendi besinlerini kendisi bulmaya başlıyordu.

İnsanın tüm fiziksel özellikleri ve zihin yapısı da bu süreci
kolaylaştırmak üzere şekillendi.

Eski çağlarda gençlerin bir eşe bağlanıp, ailesinden ayrılması
gerekiyordu. Bu da duygusallığını ve yaşıtlarıyla ilişki kurma
ihtiyacını artırdı.

Kendi başına avlanması ve toplayıcılık yapması gerekiyordu. Bu da
riskli işler yapabilmesini ve atikliğini artırdı.

Ailesinden ayrı olan genç, doğada karşılaştığı problemleri kendisi
çözmesi gerekiyordu. Bu da yaratıcılığını artırdı.

Atasından daha iyi olmak için çabalaması gerekiyordu. Bu da yeni
şeyler arayışında olma ihtiyacını artırdı.

Yani ergenlerdeki tüm değişimler eski çağlarda hayatta kalması için
çok gerekliydi.

Ama…

ÇAĞ DEĞİŞTİ

Ama; çağ değişti. Zihnimiz, vücudumuz aynı kaldı ama; çağ değişti.
Eskiden avantaj sağlayan bu değişimler, günümüzde sorun gibi
görünmeye başladı.

Gençler, okullarda yaratıcı olamıyor, risk alabilecek güvenli ortamı
bulamıyor.

Yaşıtları arasında kabul görmek, yeni bir yetişkin kimliği oluşturmak
istiyor ama günümüzün koşulları buna çok fazla izin vermiyor.

Elbette her aile bu “sorunları” yaşamıyor.

GENÇ İLE AİLESİ ARASINDAKİ İLİŞKİ

Çocukluğundan itibaren ailesiyle güçlü ilişki kurabilen, kendisini
ifade etme şansı verilen ve duygularını yönetmeyi öğrenebilen
gençler, duygu yoğunluğunun olduğu bu dönem ile başa çıkabiliyor.
Böylece onun için işler sorun olmaktan çıkıyor.

Ergenlik dönemini bir sorun değil, yeni yetişkin kimliğin
oluşturulabilmesi için bir fırsat olarak görmek gerekir.

BİR ÖRNEK SORU

- Çocuğum ergenlik yaşlarında. Çok sakin bir çocuk, çok
efendi. Ama bazı konularda anlaşma yapıyoruz, tutacağım
diye söz veriyor ama sözünü tutmuyor. Neden olabilir?

Gençlerin sakin olması onların duyguları iyi yönettiğini
göstermez. Çocukluğunda duyguları bastırılmış ise evde korku
unsurları var ise; bu durumda genç reddedilme korkusu ile
duygularını dışa vurmaz, bastırır ve kendi içinde yaşar.
Sessizleşir.

Bu gençler için aile ile çatışmak bir kaygı sebebidir. Aile ile
çatışmak istemezler. Aile bir şey istediğinde, genç onu yapmak
istemiyorsa bile çatışma çıkmasın diye o anlık isteği kabul eder
ama sözünü tutamaz.

Bunu çözmenin yolu, gençle, çocukluğundan itibaren güvene
dayalı bir ilişki kurmaktır. Bu ilişki kurulduğunda genç de kendisini
özgürce ifade edebilecektir. Yapamayacağı şeylerin sözünü
vermeyecektir.

Oğuzhan BAHAR
Psikolojik Danışman