eserhamza4 @ gmail.com

BİZ NASIL BİR MİLLETİZ ?..

   Aslında birçok okuyucularımın aklına başka, başka isimde başlık gelebilir ama ben müsaadenizle yazıma bu başlık altında devam etmek istiyorum.

   Biz; bize barbar diyen HAİNLERE MERHAMETİ, İNSANLIGI anlatan; ispatlayan, GÖSTEREN BİR MİLLETİZ.

Biz tarihte; çağ kapatıp, çağ açan; Malazgirt’te Anadolu’nun, Batıya Kapısını Açan;  

Üç Kıtaya Hükmeden; MERHAMETİN, İNSANLIĞIN, SEVGİNİN, BARIŞIN nasıl bir KAVRAM  ANLAYIŞI olduğunu, dünya milletlerine gösteren ve AŞILAYAN; VİYANA KAPILARINA KADAR DAYANAN; MAZLUMLARIN MANZUMESİ; ÖNCE ALLAH(CC) sonra da KİMSESİZLERİN KİMSESİ; Çanakkale’de kendini bilmez YEDİ DÜVELE hadlerini bildirerek, ARKASINA BAKMADAN gerisin geriye köpek tutmaz kaçmalarını sağlayan; Sarıkamış’ta hiçbir millette olmayan, asla da olmayacak. Olması da mümkün olmayan; Allah(cc) katında en yüksek ŞEHİTLİK MERTEBESİNİ dünyaya ispatlayan; Samsun’da Güneş gibi parlayan, TORUNLARI İÇİN GÖZÜNÜ KIRPMADAN CANINI ORTAYA KOYAN, KANINI DÖKEN; Fatihlerin, Alparslanların, Barbarosların, Kürşatların, Kültğinlerin, Bilge Kağanların, Yavuzların, Mustafa Kemallerin ve daha nice ŞEHİT DÜŞMÜŞ Mezarı belli olmayan MEÇHUL ŞEHİT DEDELERİN torunlarıyız. (Aslında kendi tarihimizi çok iyi bilmemiz lazım. Kendi tarihini bilmeyen milletler; tarihini yeniden yaşarlar. Tarih; tarihini bilmeyen milletleri cezalandırır, bilenleri de mükâfatlandırır. Diye vecizeler vardır.)

    Aslında şu gün itibarı ile şapkamızı önümüze koyup, çok düşünmemiz lazım. Yani kendi kendimizi acilen, zaman geçirmeden çok ağır bir şekilde YARGILAMAMIZ LAZIMDIR. Çünkü her Müslüman Türk İnsanının bu konuda sorumluluğu vardır ve TARTIŞILMAZ.

     Biz; önce Allah(cc) ve sonra da DEDELERİMİZ için ne yapmamız gerek ne yapabiliriz diye düşünmemiz lazımdır. Nasıl ve nerede durmamız gerektiğini kendi kendimize sormamız lazım. Eğer kendi kendimize bu soruları sormuyorsak, soramıyorsak ya da gerçekten sormak istemiyorsak; VAY HALİMİZE?..

    Sözü fazla uzatmadan Mehmet EMİROĞLU hocamızın GEÇMİŞİN PENCERESİNDEN adlı eserinden(Kitabından) BİR HİKÂYESİNİ hiç değiştirmeden, noktası noktasına müsaadelerinizle, SUNMAK İSTİYORUM. Ayrıca bu değerli hizmeti Müslüman Türk Milletine Sunduğu için de Kendisine çok teşekkür eder hürmetlerimi arz ederim. Saygılarımla…

                                H E S A P  Ö D E N M İ Ş T İR.

   Hakikat nerede olursa olsun hakikattir. Bir gazetede okuduğum aşağıdaki hikâyeyi çok güzel olduğu ve çok hoşuma gittiği için burada yazmayı faydalı buldum. Bilindiği gibi HİKMET MÜSLÜMANIN KAYBOLMUŞ MALIDIR.

    Howard yoksul bir ailenin çocuğu idi. Okul giderlerini karşılamak için kapı kapı dolaşıp bir şeyler satıyordu. O gün hiçbir şey satamamıştı, karnı da çok açtı. Çalacağı ilk kapıdan bir şeyler istemeye karar verdi. Kapıyı açan sevimli bayanı görünce utandı. Yiyecek yerine,”Affedersiniz, bir bardak su isteyebilir miyim?” diyebildi yalnızca. Genç hanım, çocuğun aç olabileceğini düşünüp kocaman bir bardak süt getirdi. Çocuk, sütü yavaş yavaş, tadına vararak içtikten sonra, “Teşekkür ederim, borcum ne kadar?” diye sordu. Genç hanım, “Borcunuz yok”, dedi ve sıcak bir gülümseme ile ekledi:

    Annem gösterdiğimiz şefkat ve nezaket karşılığı olarak ASLA BİR BEDEL ÖDENMESİNİ BEKLEMEMEK GEREKTİĞİNİ ÖĞRETTİ BİZE. Şimdi size sormak isterim: Kusura bakmayın ama şimdi anneler çocuklarına acaba neyi öğretiyorlar, neyi öğreterek büyütüyorlar?.. Hadi diyelim ki NİNNİLER SÖYLEYEREK BÜYÜTÜYORLAR. Ama bana bi söyler mi siniz?.. NE ÖĞRETİYORLAR, ACABA ELLERİNE NE VERİYORLAR?.. Doğrusu bu sorumun cevabını mutlaka ÖĞRENMEK İSTERDİM. Aynı şekilde tabi ki BABALARDANAN DA !..     

  Howard Kelly, evin önünden ayrıldığı zaman, kendisini yalnızca beden bakımından değil, ruhi bakımdan da güçlü hissediyordu.

         

 Yıllar sonra genç hanım, ENDER RASTLANAN BİR HASTALIĞA YAKALANDI. Yöredeki doktorlar çaresiz kalınca hastalığı ile ilgili araştırmalar yapılması için onu büyük bir kente gönderdiler. (Siz de bu hikâyeyi birine anlatırken, kendi kentinizi örnek verebilir siniz.)

  Dr. Howard Kelly konsültasyon yapılması için çağrıldığı hastanın HANGİ KASABADAN GELDİĞİNİ DUYUNCA HEYECANLANDI. Yıllar önce kendisine SEVGİ İLE YAKLAŞAN hanımı hemen tanıdı ve onu kurtarmak için elinden geleni yaptı. Hasta uzun süreli bir tedaviden sonra sağlığına kavuştu. Dr. Howard Kelly denetlemesi için önüne getirilen faturaya şöyle bir göz attı, üzerine bir şeyler yazarak bir zarfın içine koydu ve hasta hanımın odasına gönderdi. Kadın ELLERİ TİTREYEREK ZARFI ELİNE ALDI, AÇMAYA KORKUYORDU. HASTANE FATURASINI ASLA ÖDEYEMEYECEĞİNİ VE GERİ KALAN HAYATI BOYUNCA BU FATURAYI ÖDEMEK İÇİN ÇALIŞMASI GEREKECEĞİNİ BİLİYORDU. Sonunda zarfı açtı ve faturaya iliştirilmiş notu gördü. Kâğıtta tek bir cümle vardı.

 “HASTANE GİDERLERİNİN TAMAMI, BİR BARDAK SÜT KARŞILIĞI ÖDENMİŞTİR”.

 Evet, işte bu hikâye çok güzel olduğu için bu kitaba aldım ama bizim milletimizin yüzde doksan dokuzu EVVELCE BÖYLE İDİ. Bu hanım gibi ve daha üstün idi. Ama şimdi başımızdakilerin AB hastalığına yakalandıkları gibi, Tanzimatçılar da Avrupa hastalığına yakalanmışlar ve bu ASİL MİLLETİ KENDİ KÜLTÜRÜNDEN SOYMAYA ÇALIŞMIŞLARDIR. Netice de şimdi meyvesini vermeye başladı. Anasını kesenler, babasını dövmeler, misafire tecavüzler başladı. Allah (cc) sonumuzu hayır eyleye. Emin.

          Bu bölümden sonra bende bazı örnekleri vermek istiyorum.

Babasını dövme şöyle dursun, öldürmeler bile başladı. Kız anaya, oğlan babaya emir vermeye başladı. Hiç kimsede saygı-sevgi kalmadı. Büyük-küçük sınırı kalmadı. Uyuşturucu ve alkol hele hele de sigara, nerdeyse ilkokula inmek üzere. Hal böyle iken; ne huzur kaldı, ne hayır kaldı. Kısaca şunu söylemek isterim ki, MAYA BOZULDU; TUZ KOKTU!.. Allah(cc) esirgesin her şey tepe takla. Bakıyorum da hiçbir kimse bu fahiş(kötü) düzene dur demiyor ya da diyemiyor. Özellikle ve hassaten soruyorum, SUÇLU KİM?.. BEN MİYİM?.. YOKSA KİM SUÇLU ALLAH(CC) AŞKINA SÖYLESENİZE?.. Oysa şu anda bize lazım olacak olan MİLLİ RUH, EDEP, SEVGİ, SAYGI, AKIL VE KALKINMA PROJELERİDİR. Yani kısaca bize SAMİMİ BİR BEN lazımdır. Bu BEN’İ; ISRARLA VE ACİLEN UMUYORUM, BEKLİYORUM, TEMENNİ EDİYORUM  VE; İSTİRHAM EDİYORUM!..  Eskiden; doğası gereği oğlanlar kızları, rahatsız ediyordu; şimdi ise tabiri caizse, kızlar oğlanları rahatsız ediyor. Onunla da yetinmeyip utanmadan el alemin gözü önünde peşinden koşuyor. Aman Allah’ım; ne günlere kaldık. Flört yaparak; konuşup anlaşarak evleniyorlar, bir yuva kuruyorlar; hatta birbirlerini aşırı sevgiden dolayı ailelerden gizli kaçırarak evleniyorlar ama yine de üç beş gün ya da üç beş ay sonra boşanmalar, ayrılmalar, vurmalar, kırmalar, bağırıp-çağırmaya başlıyor, öldürmeler ve arkasından mahkeme süreci zuhur ediyor. Böylece toplum ve gençlerin birbirlerine karşılıklı olan sevgi ve saygıları da ne yazık ki, heba olup gidiyor. Birbirlerine olan güven yok oluyor. Hatta toplumda düşmanlıklar zirve yapıyor. Ardından; tarifi mümkün olmayan ahlaksızlıklar zuhur ediyor. Bu gidişe mutlaka dur demek lazım. Tabi ki başta yetkililer olmakla beraber;  hep birden.  YOKSA BU SÜRECİN SONUNDAN ENDİŞELİYİM?..

   Atalarımız;”Üzüm, üzüme baka baka kararır” Diyor. Gençler birbirlerine bakıyorlar ama ne yazık ki; biz de KARARIYORUZ. ENDÜLÜS DEVLETİ DE BU ŞEKİLDE YOK OLUP GİDERKEN; OSMANLI, TÜRK DEVLETLERİ DE HEP BU ENTRİKALARLA YIKILMIŞ KURULMUŞ; YIKILMIŞ KURULMUŞTUR. Hiç kimse kusura bakmasın bil mi yorum ama şunu demek istiyorum. Şu an da NEREYE GIDIYORUZ?.. Söyler misiniz?..

   Eğer bu çarpık düzene dur denmezse; eğer bu KEŞME KEŞ GİDİŞAŞATA DUR DENMEZ İSE SONUMUZ VAHİM!.. Onun için buradan son kez bir daha….

   Hem devlet yetkililerini hem de anaları-babaları, ATI ALAN ÜSKÜDARI, GEÇMEDEN UYARIYORUM. Aslında tarihi süreçleri, derinlemesine incelediğimiz zaman; neticede BOP PROJESİNİN AMAÇLARI VE KÜRESEL İHANETİN MÜSLÜMAN TÜRK DEVLETLERİNİ NASIL ASİMİLE (YOK) EDCEKLERİ EYLEM PLANLARI BÜTÜN ÇIPLAKLIĞI İLE GÜN IŞIĞINA ÇIKMIŞ OLACAKTIR… Özür dilerim. Daha derinlere inmek istemiyorum.

         Yukarıdaki AB konusuna gelince:

  Bakınız; AB ve bu gibi birçok konular tarih boyu sürmüş, hala da sürüyor. Durmak yok. Bu gibi konuları KÜRESEL GÜÇLER HEP BİR ŞEY (TAVİZ) KARŞILIĞI BİZE DAYATMIŞLAR. Bunlardan biri İsrail’in1948 veya 1950’lerde devlet olarak tanınması. Girit Adası’nın elimizden gitmesi. Kıbrıs’ta İngilizlerin garantörlük elde etmesi v.s.(Garantörlük meselesi, taviz konusuna benzer ama detayına inmiyorum. Bu mevzu çok derin olduğundan burada anlatmayı lüzum görmüyorum.)

   Şimdi önümüzde TAVİZ KONUSU ile ilgili STRATEJİK (ÖNEMLİ) bir konu var ama bir sır gibi saklanıyor. Hiçbir kimse bir şey söylemiyor. Ağızlarını bıçak açmıyor. Ya bilmiyorlar ya da SEZMİYORLAR, kim bilir belki de SEZEMİYORLAR. VEYA İLGİLİLER, DÜŞÜNCELERİN OLGUNLAŞIP, AÇIKLANMASINI BEKLİYORLARDIR.

          Doğu AKDENİZ (MAVİ VATAN):

 (K) Sayın CUMHURBAŞKANI R.T. Erdoğan; maden ve petrol aramak için bu bölgeyi kontrolümüz altına almayı çok iyi etti. Çünkü Doğu Akdeniz, Ortadoğu’ya hem karadan hem de Akdeniz’den girmemiz veya girebilmemiz için çok önemli ve stratejik değeri bakımından üstün bir yerdir. Küresel Güçlerin aslında bizi AB güzergâhında oyalamaları bundandır diye düşünüyorum. Birçok konularda ya da bizi yok etme sınırına getirmek istiyorlar diye düşünüyorum. Bakınız; bir gerçek daha var ki oda şu:

  Bin yıldan beri birbirleri ile düşman olan Protestan Papazı ile Katolik Papazı barıştı. Neden acaba hiç düşündünüz mü?.. Bu papazlar güya; kendi kafalarından Ortadoğu’yu ve dünyayı DIZAYN edecekler. Güya dünyayı, Ortadoğu’yu şekillendirip YÖN VERECEKLER. Aynı şekilde GİZLİ olarak KÜRSEL devletler de papazların yaptığı barışı yaptılar ve barıştılar. Yani sizin anlayacağınız; Kendileri de GİZLİCE BARIŞIYOR; BİZE DE DIŞARDAN BASKI YAPIYOR, YETMEDİ İÇİMİZE AJANLAR VE BİR TARAFTAN DA TERÖR ÖRGÜTÜ GÖNDERİP ÇEŞİTLİ ENTRKALARLA KARGAŞA ÇIKARIP; BİZİ, BİZİMLE SAVAŞTIRIYOR. Şu tuzağa, şu plana bakın. Bizim siyasilerimiz ve bürokrasilerimiz de son sürat, ha babam de babam al ha vur ha ediyorlar. Birbirlerini karalamadan, birbirlerinin hatalarını teşhir etmekten, birbirlerini toplum karşısında küçük düşürüp alay etmekten, birbirlerine belden aşağı vur maktan başka şeylere bakamıyorlar. Ancak, birbirlerini geriyorlar. Onlar yukarda gerildikçe; aşağıdaki taban da daha çok geriliyor. Al sana püsküllü bela tabiri caizse al sana KARGAŞA. Yancı güçlerin de zaten istediği ortam bu, BAYRAM EDİYORLAR. Uyan Eyy… Millet Uyan!.. Diyorum.

  Kimse kusura bakmasın. Ben şahsen geleceğimden EMİN DEĞİLİM AMA KARAMSARDA DEĞİLİM. Şahsen ben her zaman ALMADAN VERENE BİYAD EDİYOR; ÇOK DA ŞÜKÜR EDİYORUM. YA SİZ?..

Okuyucularımdan, Gençlerimizden ve insanlarımızdan özür dileyerek; müsaadelerinizle kendilerine şu soruları sormak istiyorum!..

 1-) Yukarıdaki hikâyede adı geçen hanımın, hastane giderleri bir bardak süt ile ödeniyorsa; bizim için canını veren, kanını akıtan ve bize bu toprakları emanet eden dedelerimize, ecdadımıza ne kadar yakınız, bağlıyız ve layık’ız? Acaba diyorum; dedelerimizin verdiği CAN’IN ve akıttığı KAN’IN DEĞERİ; BİR BARDAK SÜTÜN DEĞERİ KADARDA MI YOK?.  Diyorum. DERİN DÜŞÜNELİM!.

   2-) Malumunuz, Allah-u Taa Ala’nın sonsuz nimetlerine Lütfü’ne ne kadar şükrediyor ve emirlerini ne kadar yerine getiriyoruz?

   3-) Milli ve Dini Değerleri, kendi şahsi değerlerimizden ne kadar derece de üstün tutabiliyoruz? Mesul oluyormu sunuz, olmuyor mu sunuz?

        Ve şu gerçeği tavsiye ediyorum.

  Karşınızdaki insanın fikri, zikri, rengi, partisi, pırtısı, ırkı başka olabilir. Sevgiyi, saygıyı, adaleti, insan ve insanlık anlayışını sapıtmadan uygulamanız lazımdır. BUNU  YAPABİLİYOR MUSUNUZ?..

  Aslında, yukarıdakilerin gerginliği bizi ilgilendirmemesi lazımdır. Yaradılanı hoş göreceğiz, Yaratandan dolayı. Yabancıların çıkarlarının değirmenine su taşımamalıyız ve dostu ağlatıp düşmanları güldürmemeliyiz. BUNU DA YAPABİLİYOR MUYUZ?..

          Ben şahsen her zaman, şunu çok düşünüyorum.

          Bir Müslüman ve bir Türk olarak;

          Biz neden birbirimizi sevmiyoruz diye düşünüyorum,.

           “         “     birbirimizin hakkına saygı göstermiyoruz diye düşünüyorum.

           “         “     birbirimizle el ele tutuşup KENETLENEMİ YORUZ diye düşünüyorum.

          Yok kardeşim yok; Ben liyakatli, akıllı, toparlayıcı, hoş görürlü, samimi, dürüst, adaletli, kırıp dökmeyen, var mı bilmem ama beyefendi bir BEN İSTİYORUM. Aman haa…

Sakının bu BEN; cilt beni olmasın; RUH yani ÖZ BENİ olsun.

            Hiç almadan veren, O MEVLA’NIN EMİRLERİNE UYUN VE YERİNE GETİRMEYE LÜTFEN GAYRET EDİNİZ. MÜŞRİKLERE, CONİLERE, HİBBİLERE BENZEMEYİP VE ONLRIN KÜLTÜRLERİNİ DE BENİMSEMEYELİM!..     

   Atatürk İKİ KONUYA ÖNEM VERİR VE KENDİSİNDEN SONRA GELEN GENÇLERE, MİLLETİNE TAVSİYE EDİYOR… Bu iki konu nedir acaba? Lütfen, ONU DA SİZ BULUN

    Bir başka önemli konuda BULUŞMAK ÜZERE kalın sağlıcakla!..

Hamza Eser

Araştırmacı Yazar

Tel:0 535 214 15 15